Selam. Ben Selin, 29 yaşındayım, İzmir Karşıyaka'da oturuyorum. Evliyim üç yıldır, kocam Murat inşaat işi yapıyor, ara sıra şehir dışına gidiyor. Bu anlattığım da öyle bir hafta sonuydu — Murat Ankara'ya iki günlük şantiyeye gitti, ev bomboş kaldı. Size başımdan geçen olayı olduğu gibi yazacağım, süsleyip püslemiyorum.
Murat'ın en yakın arkadaşı Tolga. 32. Askerlikten beri biliyorlar birbirlerini, yazın mangallarda, kışın maçlarda hep o var. Ben Tolga'yı yıllardır tanıyorum ama bir türlü o "arkadaşın karısı" çizgisini bozamıyordum. Yani bozamıyorduk. O da bakıyordu, ben de. Özellikle geçen yaz balkonumuzda bira içerken tişörtüm terden yapışmıştı, gözü göğsüme kaydı, yakalayınca gülümsedi sadece. Ben de gülümsedim. Sonra herkes dağıldı, konu kapandı sandım.
Cuma akşamı Murat otobüse bindi. Bana "Tolga matkabı getirecek, musluk yine damlatıyor, bırak kapıda dursun" demişti. Ben de tamam dedim. Saat dokuza doğru zil çaldı. Tolga kapıda, elinde matkap çantası, saçı ıslak — duştan çıkıp gelmiş belli. Kot pantolon, gri tişört. "Murat yok dimi?" dedi. "Yok, Ankara'da." İçeri aldım. Ayakkabılarını çıkardı, çorapları bile düzgündü, saçma bir ayrıntı ama o gece her şeyi hatırlıyorum.
Mutfakta çay koydum. O lavabonun altına eğildi, matkabı çıkardı. Ben tezgâha yaslanıp izledim. Kolları kalındı, tişört sırtına yapışmıştı. "Şu contayı değiştireyim, beş dakika" dedi. Ben "acele etme" dedim, sesim biraz boğuk çıktı. Kendi kulağıma bile yabancı geldi.
Çay demlenirken konuştuk. Murat'tan, işten, Karşıyaka'nın trafiğinden. Normaldi. Ama arada bakışıyorduk. Ben pijama altı ve ince bir atletle geziyordum evde — sütyen yoktu, çünkü yalnızdım, kimse gelmez sanıyordum. Tolga ayağa kalkınca gözü göğüslerime takıldı, kaçırdı, sonra yine baktı. Ben de kaçırmadım bu sefer. "Ne bakıyorsun?" dedim, hafif gülerek. O da güldü. "Güzel duruyor" dedi. Direkt. Kalbim küt diye attı.
Lavabo bitti. Ellerini yıkadı, çayını aldı, salona geçtik. Televizyonu açtım, sesi kısık. Koltukta yan yana oturduk, arada bir yastık vardı, ben yastığı yere attım bilerek. Dizlerimiz değdi. Tolga çayını yudumlarken "Murat Pazar akşamı dönüyor dimi?" diye sordu. "Evet." "O zaman…" dedi, cümleyi bitirmedi. Eli dizime kondu. Sıcak, ağır. Ben çekilmedim. Elini tuttum, yukarı kaydırdım kendi bacağımda. Pijama altının içine girdi parmakları, külotumun kenarına dayandı.
"Selin," dedi, sesi kısıldı. "Ne yapıyoruz?"
"Bilmiyorum," dedim. "Ama durma."
Öpüşme öyle başladı. Çay fincanları sehpada kaldı. Tolga'nın ağzı sertti, sakal traşı kaşınıyordu dudağımı. Dilimi emdi, ben onun tişörtünü sıyırdım. Göğsü kıllı, ter kokusu temiz. Ellerimi göğsünden beline indirdim, pantolonun düğmesine vurdum. O da atletimi başımdan çıkardı. Göğüslerim serbest kalınca "lan" diye bir şey mırıldandı, ağzını mememe yapıştırdı, emdi, dişledi hafif. Belim kavis yaptı. Amım çoktan ıslanmıştı, külot yapış yapıştı.
Üst kata komşu vardı, Ayşe teyze. Ayak sesleri geliyordu ara sıra. Bu yüzden sesimizi yutuyorduk. Tolga elini külotumun içine soktu, parmakları yarığıma kaydı, ıslaklığı hissedince gülümsedi öpücüğün içinde. "Bu ne lan," dedi kısık. İki parmağını soktu, kıvırdı. Ben pantolonunu açtım, elimi boxer'ına attım. Yarrağı sert, kalın, damarlı — avucuma sığmıyordu tam. Sıkınca o da inledi, boğuk.
Külotumu indirdim, pijama altı zaten dizlerimdeydi. Tolga kotunu ve boxer'ını tek hareketle aşağı çekti. Yarrağı kalktı, ucu parlak. Ben koltuğa diz çöktüm, aldım ağzıma. Tuzlu, sıcak. Başını emdim, dilimi altından gezdirdim, derin aldım boğazıma kadar — gözlerim doldu ama bıraktım. Tolga saçımı tuttu, zorlamadı, sadece yön verdi. "Yavaş… iyi," dedi. Yukarıdan ayak sesi geldi, ikimiz de donduk. Ses uzaklaşınca ben yine aldım, daha iştahlı. Eli mememi sıktı, parmakları arasında oynattı.
Sonra beni koltuğa yatırdı. Bacaklarımı açtı, yüzünü amıma gömdü. Dili klitorisime vurunca bacaklarım titredi. Yalıyordu, emiyordu, arada parmak sokuyordu. Ben yastığı yüzüme kapadım ki inlemeyeyim — Ayşe teyze duymasın diye. Tolga yastığı çekti. "Sesini duyayım," dedi. "Kısık olsun ama duyayım." Amımı öyle yaladı ki boşalmaya yaklaştım, kalçalarım kalkıyordu koltuktan. "Sik artık," dedim. "Tolga, sok."
Cebinden bir paket çıkardı — kondom. Hazırlıklı gelmişti demek, ya da matkap çantasında mı vardı bilmiyorum, o an sormadım. Şıklattı, taktı. Beni koltuğun kenarına çekti, ayaklarımı omuzlarına aldı. Yarrağının başını yarığıma sürttü, ıslaklığa buladı, sonra yavaş yavaş girdi. Doluluk… üç yıldır Murat'tan alışık olduğumdan farklı bir açı, farklı bir kalınlık. "Daha," dedim. Omuzlarına sardığım bacaklarla çektim onu. Girdi sonuna kadar, durdu bir saniye, sonra hareket etti.

Tempo başta yavaştı çünkü üst katta televizyon sesi vardı, biri kanal değiştiriyordu. Tolga kısa kısa vuruyordu, derinlik tam, ses şap şap diye çıkmasın diye. Ben tırnaklarımı sırtına geçirdim. "Sertleş," fısıldadım. "Ama yavaş çıkarma." O da öyle yaptı — içeride hızlı, kısa darbeler. Memelerim zıplıyordu, o birini ağzına aldı sikerken. Amım sıkıyordu onu, her girişte ıslak ses, her çıkışta eksiklik.
Pozisyon değiştirdik. Ben dizüstüne geldim koltukta, elllerimi sırtlığa koydum. Tolga arkadan girdi. Kalçalarımı tuttu, parmak izi bırakacak kadar sıkı. Bu açıda daha derindi. "Amın ne güzel emiyor," dedi arkamdan, sesi dişlerinin arasından. Ben başımı çevirdim, birbirimize baktık. O an utanma filan kalmamıştı — sadece sikiliyordum ve istiyordum. Elimi öne uzattım, klitorisimi ovaladım kendi parmağımla. Tolga daha hızlılandı. Üst kattaki ayak sesi tekrar geldi, koridora doğru; ikimiz yavaşladık, nefes nefese, yarrağı içimde kıpırdamadan durdu. Ses kesilince o tekrar başladı, bu sefer umursamadan. "Boşalacağım," dedim. "Çekilme."
Orgazm karınımdan aşağı indi, bacaklarıma yayıldı, amım kasıla kasıla Tolga'nın yarrağını sıktı. Ben yüzümü koltuğa gömdüm, inledim boğuk boğuk. O birkaç vuruş daha yaptı, sonra sertçe dayandı, boşaldı kondoma. Titredi arkamda, alnını sırtıma koydu. Bir süre öyle kaldık. Yarrağı yumuşarken içimde kıpırdadı, çıktı. Kondomu çıkardı, düğümledi, cebine attı — çöpü sonra diye.
Çaylar soğumuştu. Ben atletimi buldum, o pantolonunu çekti. Konuşmadık bir süre. Sonra Tolga "Pazar'a kadar…" dedi. "Murat dönene kadar." Ben başımı salladım. "Yarın akşam gel. Matkap bahanesi kalmadı ama çay var." Güldü. Kapıda öptü beni, bu sefer yumuşak. "Selin," dedi. "Bu geceyi unutma." "Unutmam," dedim.
Ertesi akşam yine geldi. Bu sefer yatak odasına geçtik, perdeyi çektim, kapıyı kilitledim. Daha uzun sürdü, daha rahat ses çıkardık çünkü Ayşe teyze pazar alışverişine gitmişti. Ben üstüne bindim, yarrağını amıma indirip kaldırmayı kendim ayarladım. O memelerimi avuçladı, "sik beni" dedim diye diye boşaldım üstünde. Pazar öğlen Murat dönmeden Tolga çıktı. Matkap çantasını bilerek salonda bıraktık — Murat görünce "iyi olmuş, tamir etmiş" dedi. Ben mutfakta çay koyarken gülümsedim kendi kendime.
Şimdi hâlâ sürüyor. Murat her Ankara'ya gidişinde Tolga geliyor. Bazen sadece sakso, bazen koltukta hızlı bir sikiş, bazen gece yarısı balkon kapısı açıkken ayakta. Bir kere neredeyse yakalanıyorduk — Murat erken döndü, Tolga banyoda saklandı, ben duş alıyormuş gibi yaptım. Kalbim ağzımdaydı. O geceden sonra daha dikkatliyiz ama bırakmıyoruz.
Geriye dönüp bakınca şunu diyorum: o Cuma akşamı çoraplarının düzgün oluşunu hatırlıyorum hâlâ. Saçma. Ama yarrağı içime girerken üst katta kanal değiştiren televizyon sesini de hatırlıyorum. İkisi birden. Murat'a bir şey demiyorum, demem. Tolga da demiyor. Haftada bir, çay, kilit, koltuk. Bu kadar.