18+ Bu sayfa yalnızca 18 yaş ve üzeri yetişkinlere yönelik rızaya dayalı erotik kurgu içerir. Gerçek kişiler veya yasa dışı temalar yoktur.

Yengem Gözleme Yaparken Tezgâhta Amını Siktirdi

Yenge
Mutfakta yenge yakınlaşması — Liberal24

Konya'dayım şu ara. İş uzun hikaye, daire bakıyorum, otel pahalı geldi, dayım "gel bizde kal bir hafta" dedi. Dayı tornacı, sabah erken çıkıyor atölyeye, akşam sekizde filan geliyor. Evde yengem var. Sevil. 34 yaşında. Ben Emre, 24. Kan bağı falan yok aramızda, dayımın eşi işte, yenge. Bunu net söyleyeyim baştan, sonra hikayeye bakın.

İlk gün yengem kapıyı açtı, saçı dağınık, üzerinde geniş bir tişört, altında şort. "Hoş geldin Emre, odan hazır" dedi, yanaktan öptü. Parfüm değil, sabun kokusu. Elini belime koydu bir saniye fazla. Belki öyle geldi. O gece dayıyla birlikte yemek yedik, normal. Ben yatınca kulaklığı taktım, uyudum.

İkinci gün dayı çıktıktan sonra mutfakta kaldık ikimiz. Yengem gözleme yapıyordu. Un serpilmiş tezgâh, tavada yağ sesi, çay demliği ocakta tıslıyordu. Ben kahve içeyim diye girdim mutfağa, o hamuru açıyordu oklavayla. Kolları unlu, tişörtün yaka açıklığından göğüslerinin arası görünüyordu — sütyen askısı siyahtı. Bakmadan duramadım. Yengem başını kaldırdı, göz göze geldik. Gülümsedi. "Ne o, aç mısın?" dedi. "Biraz," dedim. Gözlemeyi kastetmişti herhalde. Ben başka şeyi.

O günden sonra her sabah aynı düzen: dayı çıkar, ben uyanırım, yengem mutfakta. Çay, sohbet, bazen market listesi. Bir keresinde bulaşık yıkarken arkasından geçtim, dar mutfak, bedenim sırtına sürttü. "Pardon," dedim. O dönmedi. "Bir şey olmaz," dedi, sesi alçak. Kalçam ona değmişti, yarrağım yarı sert — sabah hali de var ama yalan söylemeyeyim, yengemi düşünüyordum. O geceden beri düşünüyordum. Şortla geziyor evde, bacakları dolgun, otururken şort kıvrılıyor.

Dördüncü gün. Sabah on civarı. Dayı atölyede, telefonu kapalı genelde. Yengem yine gözleme. Ben tişörtle, eşofman altıyla mutfakta oturuyorum. Çamaşır makinesi salonda dönüyor, gürültüsü eve yayılıyor — iyi, sesleri örter diye aklımdan geçti, daha hiçbir şey olmamışken bile. Yengem hamuru açarken "Emre, unu uzat" dedi. Kalktım, un paketini aldım, yanına gittim. Paketi uzatırken parmaklarımız değdi. Un birbirimize bulaştı. Yengem parmağımı tuttu, silmedi, öyle bıraktı bir an. Sonra unu aldı, işine döndü. Kalbim hızlı atıyordu.

"Yenge," dedim. Durdu. "Bir şey mi var?" Ben ne diyeceğimi bilmiyordum. "Sen… böyle gezerken zor oluyor," dedim aptal aptal. Güldü. "Ne zor oluyor?" Eşofmanımın önüne baktı, belli oluyordu. Yüzü ciddileşti bir saniye, sonra tişörtünün yakasını biraz daha indirdi bilerek. "Bu mu?" Göğüslerinin üstü. "Bak o zaman düzgün."

Öyle bozuldum ki. Ellerimi beline koydum. Unlu elleriyle yüzüme dokundu, un yanaklarımda kaldı. Öptüm onu. Yengem karşılık verdi, dilini soktu, yağ kokusu ve çay kokusu karışık. Tavada gözleme yanıyordu neredeyse — çevirdi aceleyle, ateşi kıstı, sonra tekrar bana döndü. "Kapıyı kilitle," dedi. Gittim salon kapısını kilitledim, geri geldim. Çamaşır makinesi sıkma programına geçmişti, ug ug ug diye titreşiyordu.

Yengemi tezgâha yasladım. Tişörtünü sıyırdım, siyah sütyen — dantelli. Sütyeni indirdim, memeleri dolgun, uçları sert. Ağzımı yapıştırdım, emdim. Yengem başını geriye attı, "dişleme" dedi, sonra "dişle biraz" diye düzeltti. Güldüm memesinin üstünde. Şortunu indirdim, külot siyah, ıslak ortası. Parmağımı koydum, kaydı içeri. Amı sıcaktı, dar. "Ne zamandır…" dedim. "Sen gelince," dedi. "İkinci günden." Lan.

Parmakladım onu tezgâha yaslı, oklavayı kenara ittim, un her yere bulaştı. Yengemin bacağı titredi, "daha içeri" dedi. İki parmak yaptım, başparmakla klitorisine bastım. İnledi, makinenin sesine karıştı. Sonra o eğildi, eşofmanımı ve boxer'ımı indirdi. Yarrağım fırladı dışarı. Yengem eliyle sıvazladı, "kalınmışsın" dedi, güldü, sonra çömeldi mutfak zemininde. Unlu elleriyle tuttu, ağzına aldı. Yengem sikimi emiyordu — başını alıyor, tükürükle ıslatıyor, gözü yukarıda bana bakıyor. Saçını tuttum, zorlamadım. Derin alınca boğazı ses çıkardı. Çekildi. "Sik beni," dedi. "Burada. Tezgâhta."

Ayakta kaldırdım onu, çevirdim, eğilmesini işaret ettim. Ellerini tezgâha koydu, kalçasını geri verdi. Külotu kenara çektim — çıkarmadım bile. Yarrağımı amının ağzına sürttüm. Yengem "çekmece, sağ" dedi. Açtım, folyo şıkladı, taktım. Girdim. Yavaş. Yengem "ah" dedi, sonra "daha." İçine battım. Sıcak, ıslak, sıkıyor. Un serpilmiş tezgâhta tırnak izleri bıraktı. Ben belini tuttum, vurdum.

Mutfakta tezgah kenarı yakınlaşma — Liberal24

İlk tempolar temkinliydi. Kapı kilitli ama apartman koridoru ince, komşu çıkabilir. Çamaşır makinesi uğultusu bize yaradı — her şapırtıyı yutmuyordu ama örtüyordu. Yengemin amı her girişte ses çıkarıyordu, ıslak. "Sert," dedi. Sertleştirdim. Kalçaları titreşti, memeleri tezgahta eziliyordu. Bir elimi öne aldım, amının önünü ovdum sikerken. Yengem "Emre… orası… devam" diye boğuk boğuk konuştu. Adımı öyle söylemesi yarrağımı daha da sertleştirdi.

Çevirdim onu yüzü bana dönük. Kaldırdım tezgâhın üstüne, bacaklarını açtı, un bacaklarına bulaşmış. Tekrar girdim. Bu sefer göz göze. Yengem boynuma sarıldı, öptü, ısırdı dudağımı. "Dayın…" dedi bir ara. "Akşama var. Sik." Devam ettim. Derin, düzenli. Yengemin gözleri kısıldı, amı kasılmaya başladı. "Geliyorum," dedi. Boşaldı üstümde, bacakları belime kilitlendi, tırnak sırtımda. Ben dayandım biraz daha, sonra bıraktım — kondoma sert sert boşaldım, birkaç saniye kıpırdamadan kaldım içindeki.

Çıkardım. Kondomu çöpe, üstüne peçete. Yengem tezgâhtan indi, bacakları titrek. Tişörtünü buldu, sütyeni takmadı. Gözlemeye baktı — yanmıştı kenarı. Güldü. "Yenisini yaparız." Çay koydu. Ben eşofmanımı çektim. Un hâlâ yanaklarımda vardı, o silip öptü. "Bu oldu," dedi. "Bir daha olur mu bilmiyorum." "Olur," dedim. O da "olur" dedi.

Öğleden sonra bir daha yaptık. Bu sefer salonda, makine bitmişti, sessizlik vardı, o yüzden yavaş ve sessiz. Yengem üstüme bindi koltukta, yarrağımı kendi eliyle amına yönlendirdi, indi. Kalçalarını döndürdü, memelerini yüzüme bastırdı. Ben altından vurdum. O yönetti temposu. Bitince duşa girdik ayrı ayrı — dayı erken gelmesin diye temizlenmek lazım. Akşam dayı geldi, gözleme yenmişti (ikinci tava), çay demli, her şey normal. Yengem bana ekmek uzatırken parmağımı sıkı tuttu saniyelik. Dayı görmedi.

Hafta bitmeden daireyi buldum, taşındım. Ama Konya küçük. Dayım ara sıra yemeğe çağırıyor. Her çağırışında değil, ama dayı atölyeye uğrayıp geç geleceğini söyleyince yengem mesaj atıyor: "çay var." Gidiyorum. Bazen mutfak, bazen yatak odası — dayının yatağı değil, misafir odası, eski odam. Bir keresinde balkonda sigara içerken öptük, komşu camı açtı, ayrıldık aceleyle. Kahkahayı yuttuk içeride.

Yengemle aramızda aşk masalı yok. Var olan şey net: o sikilmek istiyor, ben sikmek. Un kokusu hâlâ aklımda. Tavada yağ sesi, makinenin sıkması, tezgâhın soğuk mermeri ve amının sıcaklığı. Dayı bilmiyor. Bilmeyecek. Ben daireme her gidişimde "yengeye selam" diyorum kapıda. O da "geçeriz" diyor. Arada bir geçerim. Arada bir de tezgâh unlanır yine.