Nöbet benimdi. Cumartesi gecesi. Ben Leyla, 44. Eczacıyım. Küçük bir semt eczanesi, cadde üzerinde, karşısında kebapçı kapanınca sokak susuyor. Gece ikide kapılarımız kilitli oluyor normalde. O gece soğuk zincir kutusu gecikti. Serum falan değil, bir hastanın özel ilacı. Sabaha lazım. Bekledim.
Kocam yok artık. Boşanalı iki yıl. Evde kedi var, o da uyuyor bu saatte. Boşanma evraklarını bu eczanenin arkasındaki noterden çıkarmıştım, komik geliyor şimdi. Her gün önünden geçiyorum. Eczanede radyoyu kısık açıyorum bazen, konuşma programı. O gece kapattım. Sessizlik daha az yordu. Tezgâhı sildim ikinci kez. Raf etiketlerini düzelttim. Bir kutunun son kullanma tarihi yakındı, öne aldım. Böyle işler gece uzuyor. Sabah ekibi gelince "yine mi kaldın" diyorlar. Kalıyorum.
Cemil geldi on bir buçuğu geçe. 38. Dağıtım firmasında. Semtimize üç yıldır uğruyor. Yüzü tanıdık. Bazen imza attırıyorum, bazen soğuk kutuyu buzdolabına ikimiz kaldırıyoruz. Konuşmalarımız kısa. Trafik. Yol. Bir keresinde kızının diş telinden bahsetmişti, unutmuşum ta o geceye kadar. Kapıyı çaldı. Camdan baktım. Poşet yok, kutu var. Açtım.
"Geç kaldım," dedi. "Depoda karışmış." Kutu terliyordu dışından, klima arabada bozukmuş. İçini kontrol ettim. Sıcaklık çubuğu sınırda ama tutmuş. "Tamam," dedim. İmzayı uzattım. O imzaladı. Durdu. "Çayın var mı?" Var. Plastik bardakta, termosun dibinden. Verdim. İçti. Tezgâhın kenarına yaslandı. Yorgun yüz.
Konuştuk. Kızının tel işi bitmiş. Benim kedinin kusmasından. Aptal konular. Bir ara "sen hep burada mısın gece" diye sordu. "Nöbet yazınca," dedim. Gülümsedi. Dişlerinin biri hafif eğri. Daha önce fark etmemiştim. Baktım fazla. O da baktı. Plastik bardak elinde ezildi biraz. "Ben gideyim," dedi. Kapıya yürüdü. Döndü. "Gideyim mi?"
"Kilitliyorum zaten," dedim. Cümle net değildi. Geldi. Öptü. Dudakları çaylı. Ben öptüm geri. Eczane önü karanlıktı, kepenk yarı inik. Kimse yoktu. Yine de "arkaya" dedim. Depo. İlaç rafları. Soğuk kutu tezgâhta kaldı. Eldiven kutusunun yanına.
Arkada dar. Cemil ceketini çıkardı. Ben önlüğümü. Bluzun düğmeleri. İki tanesini o açtı, üçüncüyü ben. Sütyen. Eli göğsümde. Elleri soğuktu. "Pardon." Isındırdı ovuşturarak, güldük. Öptük yine. Dişim dudağına değdi, "ah" dedi, devam. Pantolonumun fermuarı. İndi. Külot. Parmağı amımda. Islaktım, fark etmiştim çay sırasında bile, otururken. "Yavaş," dedim. Yavaşladı. Klitorise geçti başparmakla. Dayandım rafa. Bir şişe titredi, düşmedi. Cemil diz çöktü. Yaladı. Sakalı sürttü. Ben "öyle" dedim. Başka kelime bulamadım. Eli bacağımı tutuyordu. Boşalmaya yaklaştım, tuttum saçından, çekmedim. Geldi. Kısa titreme. Raf yine titredi.

Kalktı. Kendi pantolonunu indirdi. Yarrağı sert. Ağzıma aldım. Birkaç hareket. "Kondom," dedim. Cebinde vardı. Açtı. Taktı. Ben ters çevirmedim bu sefer, izledim. Depo masasına oturdum, kenara. Eski ahşap, reçete kopyaları altta. Girdi. İlk anda sığmadı gibi, nefes. Sonra sığdı. Tutundum omzuna. Tempo o ayarladı. Ben "daha sert" dedim bir kez. Sertleştirdi. Masanın kenarı belime batıyordu. Kaydırdım. Bir kutu flakon düştü yere, patlamadı, yuvarlandı. İkimiz de baktık. Güldük. Devam.
Pozisyon değiştirmeyi denedik. Ben döndüm, eğildim. Kaydı çıktı. "Dur." Geri aldık eski hali. Daha iyiydi. Cemil "geleceğim" dedi. Erken sayılmazdı. Geldi. Ben ikinci kez yaklaştım, yetişmedi tam. Eliyle bitirdi beni, hızlı, biraz sakar. Oldu. Yeter.
Çektik. Kondomu çöpe. O çöp eczane çöpü, sabah boşalır. Önlüğümü buldum. Düğmeler yanlış iliklenmiş, düzelttim. Cemil ceket. "Kutu," dedim. Soğuk kutuyu dolaba kaldırdık ikimiz. Plastik bardak tezgâhta ezik duruyordu. Aldım, çöpe.
Kapıda "bir daha nöbet" diye sordu. Omuz silkti kendi sorusuna. Güldü. "Bilmiyorum." Ben de bilmiyordum. "Kilitliyorum," dedim. O dışarı çıktı. Motor çalıştı. Sonraki durağa. Ben kepengi indirdim. Alarmı kurdum. Evde kedi kapıda bekliyordu. Mamasını koydum. Ellerimi yıkadım. Tırnaklarımda etiket yapışkanı vardı, eczaneden. Kazıdım.
Pazar günü mesaj gelmedi. Ben de atmadım. Pazartesi gündüz vardiyasında soğuk kutunun boş olduğunu gördüm. İlaç teslim edilmiş sabah. Deftere baktım. İmzam. Altında bir şey yok. Rafın dibindeki flakonu kimse yerden kaldırmamıştı. Kaldırdım. Yerine koydum.