Ben Gizem, 30. Caner 31. Sevgiliyiz. Pazar sabahı kahve, itiraf, yatak. Gerçekçi, 21+.
Mutfak. Filtre kahve. Pijama. Caner ‘bir şey söyleyeceğim’ dedi — fantezi değil, istek.
Caner bana döndü. Sesı netti, yargı yoktu.
“Gizem… seni daha sık, daha açık sikmek istiyorum. Bugün. İstemezsen kahveyi bitiririz. Baskı yok.”
İç sesim: İtiraf bazen pornodan net olur.
“İstiyorum,” dedim. “Ama kurallar net: dur dersem dur. Kondom şart. Yarın iş günü; bugün bizim. Baskı yok.”
“Anlaştık,” dedi Caner.
Kahveler yarım kaldı. Yatak odasına yürüdük.
Öptük — temkinli değil, aç. Dil dil. Ellerim teninde, onun elleri belimde. Pijama üstümü çıkardım; o tişörtünü.
“Siktiğimin pazar sabahında…” diye mırıldandım.
“Susma. Duyayım.”
Elini pijama altımdan içeri soktu. Zaten ıslaktım.
“Islakmışsın.”
“İtirafından beri.”
Parmakları amıma girdi, klitorisime değdi. Belim kıvrıldı.
“Parmağını böyle tut… siktir. Daha derin.”
Üçüncü turda üstteydim. Dizlerimin üzerinde, yavaş indirdim, köküne kadar oturdum, bekledim. İçimde nabız gibi atıyordu. Ellerim göğsünde, onun elleri kalçamda.
“Hareket sende,” dedi.
Salladım. Önce küçük, sonra geniş. Klitorisimi kendi parmağımla ovuşturdum; o meme uçlarımı sıkıp bıraktı. Tempo yükseldikçe inlemem uzadı.
“Boşal üstümde,” dedim.
“Sen önce.”
“Birlikte.”
Birlikte geldik. Titreyerek. Bir süre kıpırdamadan kaldık; sadece nefes.

Bizim yatak, gün ışığı
Sütyen yoktu zaten. Caner memelerimi emdi.
“Meme uçlarını emebilir miyim?”
“Em. Sert em. Nazik edebiyat istemiyorum.”
Ağzı mememe yapıştı, ısırdı, diğerine geçti. Ben pantolonunu açtım; siki fırladı — kalın, damarlı, ucu kaygan. Avucuma aldım, sıvazladım. Sonra diz çöküp ağzıma aldım.
Tadı tuzlu-sıcak. Dilimi damarına gezdirdim, başını emdim, boğazım daralınca geri çekildim, salya ip gibi. Taşaklarını yokladım.
“Amına koyayım ne güzel yalıyorsun,” dedi.
Bir elimi kendi klitorisime götürdüm. Perde yarı açıktı; mahalle sesi geliyordu.
“Şimdi sen,” dedim. “Amımı ye.”
Yatağa oturdum. Külotumu sıyırdı, dilini yarığıma gezdirdi, klitorisimi emdi. İki parmak soktu, kıvırdı.
“Daire… evet… amımı ye Caner.”
Ter kokusu, ten kokusu, hafif parfüm. Odadaki her ses büyüdü: nefes, cilt sürtünmesi, ıslak şapırtı. Gözlerimi açıp kapadım; her açışta aynı yüz, aynı rıza.
“Böyle iyi mi?” diye sordu.
“İyi. Daha sert olabilir. Ama çekil dersem çekil.”
“Tamam.”
Parmak tempo tuttu. Klitorisim şişmişti; her dokunuşta bacağım seğirdi. Boşalmaya yaklaşınca kalçamı ileri sürdüm, sonra geri aldım — kontrol bende kalsın istedim. O da anladı; yavaşladı, bekledi, yine hızlandı.
Neredeyse boşalıyordum.
“Dur.”
Durdu.
“Kondom?”
“Komodinde her zaman var, dedim.”
Taktı.
“Hazır mısın?”
“Hazırım. Yavaş gir. Sonra sik.”
Girdi. Dolu. Nefesimi buldum, kalçamı ilerlettim.
“Bekle… tamam… sik. Daha sert.”
Gün ışığında yüz yüze.
“İtirafını sik. Beni sik.”
“Sikiyorum. Sabah sabah.”
Ellerim saçında, onun dili altımda. Zaman duygum bozuldu; bir dakika mı geçti, on mu, bilmiyorum. Sadece ıslaklık, ısı, ve “dur” deme özgürlüğüm vardı — demedim, çünkü istiyordum.
“Biraz daha yukarı… evet… orası.”
“Böyle mi?”
“Böyle. Siktir, böyle.”
İkinci parmak girince inledim. Üçüncü için başımı salladım; girdi, doldurdu. Dil klitoriste kalınca bacaklarım omuzlarında titredi.
“Boşalacağım.”
“Gel. Ben de… Gizem…”
Geldik. Amımı kasarak sıktım; Caner inledi. Ter, nefes, uzak pazar çarşısı sesi.
İç sesim: Gerçekçilik bu: kahve kokusu + kondom + gülmek.
Kanepede ikinci tur
“Bir tur daha ister misin? İstemezsen giyiniriz.”
“İsterim. Sen nasıl istersen.”
“Kanepede, sen otur ben üstte. Yeni kondom. Bol kaygan.”
Kaygan, kondom. Caner oturdu. Üstüne indim.
“Tamam mı?”
“Tamam. Sik. Sert.”
Sikti. Alnımız değdi.
“Daha hızlı… amımı sik Caner… pazar gibi yavaş”
“Yavaş.”
İkinci orgazm daha sert geldi. Dizlerim titredi; Caner belimi tuttu, o da boşaldı.
Kondomun sesi — paket yırtılması — ikimizi de gülümsetti. Gerçeklik kontrolü gibiydi: bu bir fantezi filmi değil, iki yetişkinin seçimi.
“Bol kaygan,” dedim.
“Sürdüm. Söyle, yavaş mı?”
“İlk santim yavaş. Sonra bırak.”
Girdiğinde nefesim kesildi, sonra buldum. Kalçalarımla karşılık verdim. Her vuruşta meme uçlarım sürttü; o birini ağzına aldı, emerken sikmeye devam etti.
Sonra
Su içtik. Konuştuk.
“İtiraf iyi geldi” dedim.
“İyi ki söyledim.”
Eller yine birbirindeydi. Bu sefer yavaş: yüz yüze, küçük hareketler, ortak tempo. Klitorisimi birlikte okşadık. Orgazm dalga dalga geldi; Caner peşimden geldi.
“Öğlene kadar yataktan çıkmadık”
“Çıkmadık.”
Soğuyan kahveyi mikrodalga’ya koyduk; güldük.
“Bir dahaki itiraf?” dedim.
“Kapı açık.”
Öğleden sonra market. El ele.
İç sesim: Pazar sabahı. Kahve. İtiraf. Yatak. Gerçek.
Biraz daha, çünkü bitmemiştik
Su içtik. Konuştuk. Ellerimiz yine birbirindeydi — acele yok, kaçış yok. Öpücük yumuşak başladı, dil dil oldu. Ten teni buldu.
“Bir tur daha ister misin? İstemezsen gerçekten giyiniriz. Baskı yok.”
“İsterim. Yavaş. Hissetmek istiyorum.”
“Yavaş.”
Yeni kondom. Bol kaygan. Yüz yüze uzandık. Girdi, bekledi, küçük hareketlerle ilerledi. Klitorisimi birlikte okşadık; tempo ortaklaştı. Her nefeste “iyi misin?” — “iyiyim” — “devam” döngüsü vardı. Bu döngü azdırıcıydı, çünkü güvende hissettiriyordu.
“Böyle… evet… biraz daha derin… tamam.”
“Söyle yeterse.”
“Yeter değil. Devam. Sik.”
Sürtünme, ısı, ıslak ses. Orgazm bu sefer dalga dalga geldi; peşinden onun iniltisi. Bir süre kıpırdamadan kaldık. Terimiz soğudu. Gülümsedik.
Sonra gerçekten toparlandık. Çarşaf, yerdeki kumaşlar, açık su şişesi. Kapıya doğru yürürken bir kez daha öpüştük — kısa, net, teşekkür gibi.
“Bu geceyi abartmadan anlatırım,” dedim kendi kendime. “Çünkü zaten yeterince iyiydi.”
Dışarıda hava vardı: gece, sabah, yağmur, rüzgâr — fark etmez. İçeride kalan şey rızaydı. Ve tok bir beden.